5 Ağustos 2013 Pazartesi

My Girlfriend is a Gumiho

Resmini gördüğüm anda bile mutlu oluyorsam demekki gerçekten sevmişim Gumiho'yu.İnsanın içini sıcacık yapan bir kore dizisiyle beraberiz:)Şayet gergin bir dönemden geçiyorsanız sizin neşe kaynağınız olacaktır.
Shin Min Ah ve Lee Seung Ki'nin hikayesi  komedi tufanı. En çok da Lee Seung Ki korkularıyla insanı güldürüyor.

Eee insanın sevgilisi dokuz kuyruklu tilki olursa korkar.Korkusu da komik hallere dönüşür:)"Wo, wo"sözlerini duyar gibiyim:))
Shin Min Ah bu dizide tam bir porselen bebek edasına sahip.
 Abartılı hikayelerden hoşlanmayanlar için arka karakterlerin hikayesi başlarda biraz sıkabilir.Ama Lee Sheung Ki ve Shi Min Ah'ın hikayesi baştan sona sıkmadan ilerleyen sıcacık bir hikaye...
    Üst resimdeki çiftin romantizmi sizi ya gülmekten öldürür ya da nefret edersiniz.İkisinin ortasını bulmanın zor olduğu bir durum var ortada.
Eweet kötü kızımızda geldi.Sinir,uyuz her ne söylerseniz buyrun buraya o kadar ki gıcığım kendisine.
Kötü kız gelirde de kötü adam kalır mı?İçinde bir yerlerde iyi bir insan olacağına inandım hep nedense kızamadım ona.

Unutamayacağınız bir dizi Gumiho.Hatırlayacağınız çok şey olacak bölümlerden.Mesela izlediğim hafta et tüketimim arttı.Shi Min Ah o kadar tatlı yiyordu ki inek etini.Stok patlaması yaptırıyor insana:)
Bir diğeri de kesinlikle Nomu Nomu Nomu dur.İzleyenler beni anlayacaklardır.Aralarında ki oyunun adı kısaca.
   Kore dizisi tutkunlarının atlamaması gereken bir dizi bana göre.Komedi,romantizm çok iyi bir birlikteliğe sahip.Hit dizileriniz arasında yerini alacaktır.







26 Temmuz 2013 Cuma

Stefan Zweig-Acımak

  Yakın zamanda okuduğum son klasik kitap oldu Acımak.Aslında farkında olmadan kardeşimle yazarın iki tane kitabını satın almışız.Ben Acımak,kardeşim ise Satranç'ı.Yazarın kitaplarına yönelmeme vesile oldu bu durum.Hayat hikayesindeki acınaklı durumu öğrenmiş oldum.
Kendisi Yahudi olan Zweig maalesef Hitler döneminde yaşıyordu.1933'de, Nazilerin yakmaya başladıkları kitaplar arasında Yahudi kökenli Zweig'ın eserleri de yer alıyordu. 1934'te Gestapo'nun villasını basıp, silah araması üzerine Zweig ülkesini terk etmek zorunda kaldı ve İngiltere'ye, Londra'ya yerleşti. Ancak, kendini burada da rahat hissetmedi.
Avrupa’nın içine düştüğü durumdan duyduğu üzüntü ve yaşamındaki düş kırıklıkları nedeniyle 22 Şubat 1942'de Rio de Janeiro'da, karısı Lotte ile birlikte intihar etti. Buna Hitler’in dünya düzenini kalıcı sanmasının verdiği karamsarlığın yanı sıra, kendi dünyasının asla bir daha varolmayacağı düşüncesi neden oldu.
  

Kitabı okuduktan sonra bu bilgileri araştırmıştım.Bu da kitaba bakış açımda herhangi bir değişikliğe uğramaması açısından önemliydi.
   Oldukça basit bir dille yazılmış,akıcı bir kitap.Sanırım yazarın her kitabı bu yönüyle dikkat çekmekte.En asil ve insana yakışan duyguların bile aşırısının zararlı olduğunu ve her şeyin ölçülü olanının insanı huzura ve mutluluğa ulaştırabileceğini anlamamızı sağlıyor.Ölçülü olmak insanı hatalardan koruyan en önemli tedbir olsa gerek.Tavsiye ederim...


Bu arada bahsettiğim Satranç'ı kardeşim beğenmiş.Çok heyecanlıydı diyip duruyor:)Ve aslında yabancı kitap okumanın dez avantajlarından da bahsetmeden geçemiyor şöyle ki;kitap'ın ortalarına kadar yazar bazen karakterin sadece isminden bahseder.Ve siz bazen tam tersi cinste birini hayal edersiniz.Cinsiyetini öğrendikten sonra ise yeniden şekillendirme,kafanda oturtmaya çalışma felan...Zaman zaman ben de karşılatığım içindir ki;
  Anlıyorum dedim kardeşim,gerçekten...

12 Temmuz 2013 Cuma

MADAM BOVARY




-Gönlü de tıpkı iskarpinleri gibiydi: varsıllığa dokunmuş olması, bir daha silinmeyecek izler bırakmış gibiydi. -

.............
- Emma, onu sevip sevmediğini düşünmedi hiç. Aşkın bir anda, büyük gök gürültüleri, ışıklar, şimşeklerle geleceğini düşünüyordu o. Hayatın üzerinde patlayan bir fırtına gibi, köklerini söküp, insan sistemini kuru yaprak gibi koparır yüreği uçuruma sürüklerdi. / 
Ama bilmediği bir şey vardı:borular tıkalı olduğunda, yağmur suları evlerin taraçalarında göller oluşturur. Emma içindeki güven duygusuyla öyle kalacaktı, ama aniden, duvardaki bir çatlağı farketti.....ve çatlaktan evlilikten umupta bulamadığı aşk sızdı.... 

Böyle başlıyor Emma'nın hikayesi.1850'lerde yaşanamayacak kadar maceralı.Evlilik hayatının yanlışlığını anlatmaya çalışmış yazarımız Flaubert.O devirde de epey eleştirilmiş.Kitabı okurken sürekli günümüzle de kıyasladım aslında.Artık daha doğal karşılayabiliyoruz kadın aldatmalarını...!

    Kitabın dili anlaşılırdı.Kolay okunur oldu benim için.Tabii sıkıcı yönlerini saymazsak.Yalnızca,.Aşk maceralarında kendini attığı o yüksek riskler beni epey hayrete sürükledi.
   



Sonu da pek etkileyici gelmedi mesela.Emma daha etkileyici bir sahne ile okunmalıydı(sonunu söylemiyorum).
    Zavallı Charlies(kocası) diyorum halen.O kadar saf olmak zorundamıydın?
Emma ise o kadar nefretimi kazandı ki sonuna az bile dedim:)
Ne gaddarım!

Madam Bovary'in hayalleri,arayışları,çarptığı duvarlar,son bir umutla kanat çırpışları,sonra bırakıvermesi kendini... Emma ne kadar haklıydı, ne kadar haksız okuyup karar verin; lakin.... Aşkın hiç mi suçu yoktu?....


9 Temmuz 2013 Salı

Kuzu Etli Patlıcan

Ramazan ayı geldimi bir koşuşturmacadır başlar.Önce ibadetlerimizi artırır,bedenimize direnmesi için yalvarırız.Misafir telaşı da cabası.Ben artı olarak yemek programlarına bakmaya başlar,netteki yemeklere de bakmaktan ayrıca zevk alırım.
  Bugün bakamayanlar vardır diye Oktay ustanın tarifini paylaşmak istedim.Kimbilir yemeğe gelicek olan misafirleriniz vardır belki.Ben mutlaka deneyeceğim,siz de kaçırmayın derim.
Harika bir görüntüsü var.Eminim lezzeti de öyledir.

KUZU ETLİ PATLICAN


4 bostan patlıcan
450 gr. kuzu eti
2 domates
3 yeşil biber
1 kırmızı biber
1 soğan
2 diş sarımsak
1 çorba k. salça
sıvıyağ
tuz
su
ÜZERİ İÇİN:
domates dilimi
kaşar peyniri


 HAZIRLANIŞI: Kuzu etini kuşbaşı doğruyo
ruz. Tencereye sıvıyağ döküyoruz ve eti soteliyoruz. Soğanı ve sarımsakları küp doğruyoruz. Soğan ve sarımsağı ilave ediyoruz ve kavurmaya devam ediyoruz. Sanı koyuyoruz ve karıştırıyoruz.

Tuzunu atıyoruz. Sıcak suyunu döküyoruz. Kapağını kapatarak pişmeye bırakıyoruz. Patlıcanların kafa kısımlarını kesiyoruz. Kalan kısmını da ortadan ikiye kesiyoruz. Kabuklarını soyuyoruz ve içlerini çok derine inmeden boşaltıyoruz. Yağlanmış fırın tepsisine patlıcanları diziyoruz. İçinden çıkardığımız parçaları da kenarlara diziyoruz.

Önceden ısıtılmış 240 derecelik fırında pişiriyoruz. 1 büyük domatesi soyuyoruz ve küp doğruyoruz. Yeşil ve kırmızı biberleri de küp şeklinde doğruyoruz. Etin pişmesine yakın biberleri ve domatesi ilave ediyoruz. Kapağını kapatarak pişirmeye devam ediyoruz. Suyu kıvamlı bir sos haline gelene kadar pişiriyoruz. Pişen etli harcı patlıcanların içlerine paylaştırıyoruz. Üzerlerine bir dilim domates koyuyoruz. Bir fesleğen yaprağı ve kaşar peyniri rendesi koyuyoruz. Tekrar fırına veriyoruz ve kaşar eriyene kadar pişiriyoruz.

    
   Hepinize hayırlı Ramazanlar diliyorum...

6 Temmuz 2013 Cumartesi

Esen'in Daveti

Bu postu bekleteli iki aya yakın oldu.Kusura bakmasın arkadaşım,bu kadar mükemmel bir daveti yazmak için en doğru zamanı kollayıp duruyorum:)

Söylediğim kadar var değil mi?Zira hangisinden başlayacağımı şaşırmış,sonunda yine yadigar sevdiğim zeytinyağlı dolmayla açılışı yapmıştım bir çok kişi gibi...

Oğlunun Kur'ana geçmesiyle verdiği davette,denizi seven Sertan'ın seçtiği pasta..

  
Yapılan ikramları yazmaya üşeniyorum,bol foto paylaştımı ile affettireyim dedim kendimi.İncelersiniz artık:)
Ellerine sağlık arkadaşımın...



4 Temmuz 2013 Perşembe

GHAJİNİ


İşte benim adamım Amir Khan...Ve muhteşem filmi.Fazla abartılı,iddialı demeyin sakın bana güvenin.
   İtiraf etmek gerekirse diğer film yorumlarını yazarken düşünüyorum ne yazsam ,hangi sözcükler daha uygun olur,vs vs..Fakat bu film Ghajini olduğunda inanın parmaklarım durmuyor. O kadar çok şey varki yazmak istediğim bakalım kendimi ne zaman durdurabilicem:)
Amir khan'ın çoğu batı yapımı filmdeki kaslı adamı nasıl da bir iki pozla yere serdiğinin kanıtı olan film......

Neydi ne hale geldi dimi.İki resim arasındaki on fark demiycem korkmayın hihi.Memento'ya kurgu olarak benzediğini anladığımda uzun bir süre izlemek istememiştim.Halbuki Memento'nun sıkıcılığıyla sonunu anlamadığım kurgusuyla çok da alakası yokmuş.
 Bunu ancak boş bir anda can sıkıntısından iyidir deyip,izlemeye başladığımda ne kadar yanıldığımı anlamış oldum.
Hani sizde çevrenizden duyup da kararsız kalırsanız hiç boşuna vakit kaybetmeyin,çarçabuk izleyin derim.

Ghajini geçmişle bağını koparmadan bugünde ilerliyor.Eşini kaybetmiş bir adamın acısıyla bugünde intikam için yaşıyor,üstelik 15 dk.lık hafızayla...
Dram,aşk,macera ne ararsanız var.Dolu dolu geçireceğiniz bir 3 saatiniz var elinizde.

Amir'i kim böyle ağlatır ıyyşş :( Küplere bindiğim  sahne işte...
   Sonları o kadar aksiyonlu ki hop oturup hop kalkıyor insan.
      Harika da bir finalle veda ediyor seyircisine....
            İyi seyirler.




3 Temmuz 2013 Çarşamba

WİNDSTRUCK (2004)

Yine önceden izleyip de aktarmadığım filmlerden.Bu hafta vakit buldukça taslak hazırlamakla uğraşıcam.Enes sünnet oldu.Bende görevde değil de evdeyim:)Tek dinlendiğim anlarda nette buluyorum kendimi hihi.
Hatırladığım,yani unutamadığım kadarıyla film My sassy girl çakması.Fakat öyle iğreti geldiği de yok.Zaten bir çoğumuzun tadına doyamadığı bir filmdi.Tadı damağımızda kalmasın devam edelim masal tadında aşk filmimize:)
Başrol oyuncularımız Gianna jun ve Tae-Hyun cha oldukça başarılı oynamışlar.Aşkı taa kalbinizin derinliklerinde hissediyorsunuz.Çok sevimliler amaa...
    Komedi-dram-aşk konularını içermekle beraber,Kore filmlerinde sıklıkla gördüğümüz fantastik öyküyle harmanlanmış.Öyle ki kendinizi fazla kaptırabilirsiniz..

Bu sahne var yaa benim koptuğum andı arkadaş.Fazla iyi oynamışlar.Müzik de bir hayli iyiydi.Bilirsiniz filmde müzik iyiyse bir çok ayıbı da kurtarmaya yardımcıdır.

İzlemeden geçmeyin...



 

sema'nın günlüğü Template by Ipietoon Blogger Template | Gift Idea